Belirsizlik, psikolojik açıdan yalnızca bilgi eksikliği olarak değerlendirilmemelidir. Kişinin olayları öngöremediği, sonuçları üzerinde belirleyici olamadığı ve geleceğe ilişkin kesinlik sağlayamadığı durumlarda ortaya çıkan bir yaşantıdır. Bu nedenle belirsizlikle karşılaşmak, özellikle öngörülebilirlik ve güvenlik ihtiyacı yüksek bireylerde belirgin bir psikolojik aktivasyona yol açabilir.
Belirsizliğe tahammülsüzlük, kişinin belirsizliği doğal ve tolere edilebilir bir yaşam koşulu olarak değerlendirmekte zorlanması; belirsiz durumları tehdit, hata veya olumsuz sonuç ihtimaliyle ilişkilendirme eğilimidir. Burada belirleyici olan belirsizliğin kendisinden çok, kişinin belirsizliğe yüklediği anlamdır. Aynı olay bir kişi için “henüz sonucu belli olmayan bir süreç” iken başka bir kişi için “kontrol edilmezse kötü bir şey olacak” biçiminde algılanabilir.
Bu noktada kontrol ihtiyacı devreye girer. Kontrol davranışları çoğu zaman kaygının sonucunda ortaya çıkar ve temel işlevlerinden biri belirsizliğin yarattığı psikolojik gerilimi azaltmaktır. Kişi daha fazla bilgi toplar, olasılıkları tekrar tekrar değerlendirir, planlarını sürekli gözden geçirir, çevresinden güvence ister veya gelecekte oluşabilecek sorunları önceden engellemeye çalışır. Bu davranışların ortak özelliği, dış koşulları değiştirmekten çok kişinin yaşadığı belirsizlik duygusunu düzenleme işlevi taşımalarıdır.
Ancak burada önemli bir paradoks ortaya çıkar. Kontrol davranışı kısa vadede kaygıyı azaltırken, uzun vadede belirsizliğe tahammülsüzlüğü sürdürebilir. Çünkü kişi her belirsizlik yaşadığında kontrol ederek rahatladığında, zihinsel sistem belirsizliğin ancak kontrol yoluyla yönetilebileceğini öğrenebilir. Böylece kontrol bir tercih olmaktan çıkarak kaygıyı düzenlemek için kullanılan zorunlu bir stratejiye dönüşebilir.
Örneğin bir kişinin sürekli olarak telefonunu kontrol etmesi, bir ilişkide karşı tarafın davranışlarını analiz etmesi veya verdiği bir kararın doğruluğunu tekrar tekrar sorgulaması yüzeyde farklı davranışlar gibi görünse de altında ortak bir süreç bulunabilir: belirsizlikle karşılaşıldığında ortaya çıkan kaygıyı azaltma çabası.
Bu nedenle kontrol ihtiyacını yalnızca “mükemmeliyetçilik”, “titizlik” veya “güçlü olma isteği” üzerinden açıklamak yeterli değildir. Bazı durumlarda kontrol davranışlarının altında hata yapma korkusu, olumsuz değerlendirilme beklentisi, güvenlik ihtiyacı, sorumluluğu aşırı üstlenme eğilimi veya olumsuz bir sonucu önceden engelleme düşüncesi bulunabilir.
Özellikle zihinsel kontrol biçimleri daha az görünür olduğu için fark edilmesi güç olabilir. Kişi dışarıdan herhangi bir davranışta bulunmadan saatlerce olasılıkları değerlendirebilir, geçmiş bir konuşmayı yeniden analiz edebilir veya henüz gerçekleşmemiş bir olayın farklı sonuçlarını zihninde simüle edebilir. Bu tür bilişsel süreçler çoğu zaman “fazla düşünmek” olarak tanımlansa da klinik açıdan ruminasyon, endişe ve güvence arama gibi süreçlerle birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Planlama ile kontrol etme aynı şey değildir. Planlama, kişinin etkileyebileceği alanlara yönelik gerçekçi bir hazırlık içerirken; kontrol etme davranışı çoğu zaman belirsizliği tamamen ortadan kaldırma amacına yönelir. Bir noktadan sonra planlama işlevsel problem çözmeden uzaklaşıp kaygıyı yatıştırmaya yönelik tekrar eden bir davranış haline gelebilir.
Belirsizliğe tahammül geliştirmek de kişinin belirsizlik karşısında hiç kaygı yaşamaması anlamına gelmez. Asıl hedef, belirsizlik ortaya çıktığında kaygıyı ortadan kaldırmak için otomatik olarak kontrol davranışlarına yönelmek yerine, belirsizliğin yarattığı rahatsızlığa rağmen işlevsel davranabilme kapasitesini geliştirmektir.
Bu süreç psikoterapide kişinin belirsizliği nasıl yorumladığının, hangi durumları tehdit olarak değerlendirdiğinin, kontrol davranışlarının hangi işlevi gördüğünün ve bu davranışların kısa ve uzun vadeli sonuçlarının incelenmesiyle ele alınabilir. Gerektiğinde bilişsel davranışçı müdahaleler aracılığıyla belirsizliğe ilişkin bilişsel değerlendirmeler çalışılabilir; kişinin güvence arama, kaçınma ve aşırı kontrol davranışlarını fark etmesi ve daha esnek baş etme biçimleri geliştirmesi desteklenebilir.
Sonuç olarak psikolojik açıdan mesele, hayatı kontrol edebilmek değil; kontrol edilemeyen alanlarla karşılaşıldığında psikolojik düzenleyiciliği sürdürebilmektir. Belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ancak kişinin belirsizlik karşısındaki düşünce, duygu ve davranış örüntülerini fark etmesi, kontrol ihtiyacının işlevini anlaması ve kesinlik arayışına daha az bağımlı hale gelmesi mümkündür