“Bir şey yok” günlük hayatta sık kullandığımız bir ifade. Ancak psikolojik açıdan her zaman gerçekten hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez. Bazen kişi ne hissettiğini henüz fark etmemiş, duygusunu adlandıramamış ya da ifade etmeye hazır olmayabilir.
Elbette “bir şey yok” diyen herkesin bastırdığı bir duygu olduğunu düşünmek doğru değildir. Kişi gerçekten konuşmak istemiyor olabilir. Ancak bu ifade özellikle zorlayıcı bir olayın ardından, yoğun bir bedensel tepkiyle veya belirgin bir davranış değişikliğiyle birlikte ortaya çıkıyorsa, duygusal farkındalık açısından anlamlı olabilir.
Duygusal farkındalık yalnızca “üzgünüm” veya “kızgınım” diyebilmek değildir. Kişinin yaşadığı olayın kendisinde oluşturduğu düşünceleri, duyguları, bedensel tepkileri ve davranışları fark edebilmesini içerir.
Örneğin bir kişi bir görüşmenin ardından huzursuz olabilir. Aynı konuşmayı zihninde tekrar tekrar düşünebilir, bedensel olarak gerilebilir ve buna rağmen “Bir şey yok” diyebilir. Burada kişi yalnızca duygusunun adını bilmiyor olmayabilir. Kendi içsel deneyimine dikkat etmeyi de öğrenmemiş olabilir.
Bu durumun gelişimsel bir boyutu vardır. Çocuklukta duyguların nasıl karşılandığı, kişinin ilerleyen yıllarda duygularını tanıma biçimini etkileyebilir. “Ağlama”, “korkacak bir şey yok” veya “güçlü ol” gibi ifadeler tek başına belirleyici değildir. Ancak duyguların genel olarak görülmediği ve konuşulmadığı bir ortamda büyüyen kişi, zamanla duygusunu anlamak yerine onu bastırmaya veya geçiştirmeye yönelebilir.
Bazı kişiler ise duygularını doğrudan yaşamak yerine onları sürekli analiz eder. Örneğin “Kırıldım” demek yerine “Onun da zor bir dönemi vardı” diyebilir. “Kaygılıyım” demek yerine “Her ihtimale karşı hazırlıklı olmalıyım” diye düşünebilir. Bu açıklamalar doğru olabilir. Ancak kişinin kendi duygusuyla temas etmesini de zorlaştırabilir.
Duygular her zaman doğrudan ortaya çıkmaz. Öfkenin altında kırgınlık, aşırı kontrol ihtiyacının altında kaygı veya geri çekilmenin altında hayal kırıklığı bulunabilir. Bu nedenle yalnızca davranışa bakarak kişinin ne hissettiğini anlamak mümkün değildir.
Beden de bu süreçte önemli ipuçları verir. Kalp çarpıntısı, mide sıkışması, kas gerginliği, nefes alışverişindeki değişiklikler veya huzursuzluk kişinin duygusal durumuyla ilişkili olabilir. Bu belirtiler tek başına belirli bir duyguyu göstermez. Ancak kişinin kendine dönüp bakması için bir başlangıç noktası oluşturabilir.
Bu nedenle “Ne hissediyorum?” sorusunun yanıtı hemen gelmediğinde daha basit sorular sorulabilir: “Şu anda bedenimde ne oluyor?”, “Bu olay beni nasıl etkiledi?”, “Şu an neye ihtiyaç duyuyorum?”
Duygusal farkındalık, kişinin kendisini sürekli analiz etmesi anlamına gelmez. Amaç her duygunun nedenini hemen bulmak da değildir. Daha çok kişinin kendi içsel deneyimine karşı meraklı ve yargılamayan bir tutum geliştirmesidir.
Psikoterapi sürecinde de bu farkındalık üzerinde çalışılabilir. Kişinin düşünceleri, duyguları, bedensel tepkileri ve davranışları arasındaki bağlantılar ele alınarak kendi deneyimini daha iyi anlaması desteklenebilir.
Sonuç olarak “Bir şey yok” bazen gerçekten hiçbir şey olmadığı anlamına gelir. Bazen ise henüz adlandırılmamış bir duygunun ifadesidir. Önemli olan bu cümleyi otomatik olarak bir sorun işareti olarak görmek değil, kişinin kendi yaşantısıyla nasıl ilişki kurduğuna bakabilmektir.
Çünkü duygusal farkındalık, duyguyu hemen değiştirmekten önce onu fark edebilecek alanı oluşturabilmektir.