Blog Yazılarım

EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) Terapisi

18 Mayıs 2026 2 dk okuma

EMDR terapisi, kişinin yalnızca yaşadığı olayları değil; o olayların zihinde, bedende ve duygusal dünyada bıraktığı izleri anlamaya çalışan bir terapi yaklaşımıdır.

Bazı insanlar hayatlarında “orantısız” gibi görünen duygusal tepkiler yaşadıklarını fark ederler.

Küçük bir eleştiriyle yoğun şekilde incinmek, bir mesafeyi terk edilmek gibi hissetmek, anlaşılmadığında aşırı öfkelenmek ya da bir anda bedensel olarak alarmda hissetmek…

Kişi çoğu zaman bunun nedenini anlamlandıramaz. Çünkü bazen bugün verilen tepki, yalnızca bugüne ait değildir.

EMDR yaklaşımına göre zihin, yaşanan deneyimleri doğal bir şekilde işler ve zaman içinde geçmişte bırakır. Ancak bazı deneyimler kişinin duygusal kapasitesini aşabilir. Özellikle kişinin kendisini yalnız, korkmuş, değersiz, çaresiz ya da güvende hissetmediği anlarda yaşananlar zihinde tamamlanmadan kalabilir.

İşlenmeden kalan deneyimler ise yalnızca bir anı olarak saklanmaz. Bugünkü ilişkileri, kişinin kendilik algısını, bedenini ve duygusal tepkilerini de etkilemeye devam edebilir.

Bazen kişi aslında yalnızca bir tartışma yaşamaz; geçmişte anlaşılmamış hissettiği tüm anılar yeniden canlanabilir.

Bazen bir bakış yalnızca bir bakış değildir. Bir ses tonu yalnızca bir ses tonu değildir.

Zihin ve beden, geçmişte yaşanan bir duyguyu bugün hâlâ sürüyormuş gibi algılıyor olabilir.

Bu yüzden kişi çoğu zaman:

“Bu kadar etkilenmem normal mi?”

“Neden aynı şeyleri tekrar yaşıyorum?”

“Bunu çoktan aşmış olmam gerekmiyor muydu?”

“Neden kendimi durduramıyorum?”

gibi sorularla baş başa kalabilir.

Oysa bazı yaralar düşünerek değil, hissedilerek taşınır.

EMDR terapisi sırasında yalnızca olayın kendisi konuşulmaz. Kişinin o anda bedeninde ne hissettiği, kendisiyle ilgili hangi inançları geliştirdiği, bugün hangi durumlarda tetiklendiği ve yaşanan deneyimin iç dünyasında nasıl bir anlam bıraktığı da çalışılır.

Çünkü bazen kişinin bugünkü ilişkilerinde hissettiği değersizlik, yıllar önce hissettiği görünmezliğin devamı olabilir.

Travmatik deneyimler her zaman büyük ve dramatik olaylar olmak zorunda değildir.

Bazen uzun süre görülmemek, sürekli eleştirilmek, duyguların küçümsenmesi, koşullu sevgiyle büyümek ya da çocuk yaşta fazla yük taşımak da kişinin ruhsal dünyasında derin izler bırakabilir.

Bazı insanlar hayatları boyunca “fazla hassas” olduklarını düşünür.

Oysa çoğu zaman mesele hassas olmak değil; sinir sisteminin uzun süre kendini güvende hissedememiş olmasıdır.

EMDR’nin amacı geçmişi silmek değildir. Çünkü iyileşme, yaşananları yok saymakla değil; onların bugün üzerindeki etkisinin dönüşmesiyle mümkün olur.

Kişi aynı anıyı hatırladığında artık aynı yoğun kaygıyı, aynı sıkışmayı ya da aynı çaresizliği hissetmeyebilir. Anı değişmez; fakat kişinin o anıyla kurduğu ilişki değişebilir.

Ve bazen terapi sürecinde kişi ilk kez şunu fark eder:

Sorun yalnızca “çok etkileniyor olmak” değildir. Belki de yıllardır taşınan yükün artık görünür hâle gelmesidir.